Öldüren Teknoloji

“Ucu bucağı görünmeyen bir yolculuk gibiydi seni sevmek… Hiçbir zaman nerede duracağını bilmeyen bir şoför gibiydim. Tüm yol boyunca ellerini tutardım ama ellerin benden çok uzakta idi. Gözlerine bakardım ama gözlerin benim değildi. Seni severdim ama sen başkalarını kalbine almıştın… Tüm yol boyunca seni karşılıksız sevmeye razıydım. Benim yanımda değildin ama içimdeydin. Şimdi yanımda olsan ne değişir bilmem, sana gelirim diyemiyorum, çünkü ben içimde olan seni seviyorum…”

Melisa, tuttuğu günlüğünün son sayfasına bu satırları yazmıştı.
TV haberlerinde sunucu, bir cep telefonuyla çekilen görüntülerin üzerine, Melisa’nın günlüğündeki bu notu okudu!

Melisa, sevdiği adamın kendisinden sonra başkalarıyla beraber olmasına şaşırmamıştı. “Her insan farklı tercihler yaparak sonuca ulaşmaya çalışır. O da farklı insanları deneyerek insanoğlunun çok muhtaç olduğu ‘mutluluk’ duygusuna erişmek için çabalıyor olmalı. Belki de benim veremediğim mutluluğu başka insanlarda aramak istemiştir“ diyerek duyduğu üzüntüyü dile getiriyordu.

Ahmet, birden fazla kadını idare etmeye çalışıyor, hepsiyle ayrı ayrı konuşuyor, gönlünü geniş tutuyordu. Birlikte olduğu dört kadından sadece Melisa onun için bir şeyler ifade ediyordu… Onunla geçirdiği zamanlarda, elini tutmaya bile korkuyordu fakat diğer kadınları hayatından çıkarmaya ne cesareti, ne de nefsi izin vermiyordu.

Melisa ile buluştuklarında herhangi bir açık vermemek için telefonunu kapatıyor, “Şarjım bitti”, ya da “Annem ve babam çok fazla arıyor, senin yanındayken rahatsız edilmek istemiyorum” diyerek Melisa’ya yalanlar söylüyordu. Melisa ile buluştukları bir gün, oturdukları kafede tuvalete gitmek için doğruldu, üstünde bulunan cüzdan ve kapalı cep telefonunu masaya bıraktı.

Melisa, büyük bir merakla Ahmet’in masada bıraktığı telefonunu açmak istedi. PIN kodu ekranına,1903 yazarak şansını denedi. Ahmet sıkı bir Beşiktaşlıydı. Birkaç saniye bekledi… Evet, telefon açıldı. Anlık mesajlaşma uygulaması olan WhatsApp’a girer girmez genç kadının eli ayağı buz kesti. Mesajları hızlı bir şekilde okuyunca sevdiği adamın birçok kadınla mesajlaştığını ve kendisini aldattığını anladı. Neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette, bir telefona, bir de karşıdan gelen Ahmet’e baktı. Ahmet, kendisine ait telefonu Melisa’nın elinde görünce vaziyeti anladı ama iş işten geçmişti bir kere. Melisa, olağanca gücüyle elinde bulunan telefonu yere fırlatıp, paramparça etti. Koşarak oradan uzaklaştı. Ahmet, Melisa’nın peşinden gitmek istedi ama yaşadığı tecrübelerden şu an ısrar etmemesi gerektiğini hatırlayıp vazgeçti.

Adam, Melisa’nın yere fırlatarak paramparça ettiği telefonunun parçalarını toplayarak kafeden uzaklaştı. Uzun süre ne yapması gerektiğini düşündü. Hayatının geri kalanını nasıl yaşayacağı hakkında karar vermek zorunda olduğunu, Melisa’yı da kendisini de daha fazla yıpratmamak için içerisinde bulunduğu oyunu bitirmesi gerektiğini biliyordu.

Eve gittiğinde annesinin telefonuna kendi sim kartını taktı. Melisa hariç diğer tüm kadın arkadaşlarından ayrılmak için onlara mesaj attı. Hemen hemen hepsinden afili küfürler yiyen Ahmet’i, Melisa’dan başkasını önemsemediği için bu mesajlar üzmedi. Ardından tüm telefon rehberini yeniledi ve yeni sosyal medya hesapları açarak Melisa’nın karşısına çıkacağı gün için hazırlık yapmaya başladı.

Birkaç gün sonra Melisa ile konuşmak için doğru zamanın geldiğini düşünüyordu. Sevdiği kadının çalıştığı AVM’nin önüne giderek ona SMS ile iş yerinin önünde olduğunu ve konuşmak istediğini yazdı. İş yoğunluğundan dolayı mesajı 15 dakika sonra gören Melisa, “Nasıl olsa gitmiştir” düşüncesi ile cevap vermedi. Bir süre sonra çalıştığı işyerinin vitrin camlarının arkasında beliren Ahmet’i gördü. İçeri girmesin diye koşar adımlar ile yanına koştu:
– Onca yaşanan şeyden sonra hangi yüzle geldin buraya, dedi.
Uzun uzun Melisa’nın gözlerine bakan Ahmet cevap veremedi.
– Ben söyleyeyim, diye devam etti Melisa; diğer kadın arkadaşların seni terk etti. Hayatında benden başkası kalmadığı için nasıl olsa affedeceğimi düşünüp benim yanıma geldin! Bize bunları yaşatmak zorunda mıydın Ahmet?

Çevredekiler, olanca dikkatleriyle iki genci izlemeye koyuldular. Ahmet paranoid kişilik bozukluğu tanısıyla tedavi görmekteydi. Melisa’nın bu tavrı onu çileden çıkardı, çekiştirmeye başladı. Sevdiği kadının hüngür hüngür ağlaması, onun, hastalığına uygun şekilde kendince anlamlar çıkarmasına neden oldu. Ahmet’in, kolunu çürütürcesine sıkması Melisa’nın canını yakınca, adamın bacağına sert bir tekme attı. Bu tekmeden sonra daha da köpüren Ahmet, Melisa’yı tokatlamaya başladı. Çevredekiler saldırganı durdurmak yerine telefonlarına sarılmış, o anı kaydedip ajanslardan para koparma, sosyal medya hesaplarından beğeni toplama, ya da çektikleri görüntüleri eş dostlarına göstererek “Bak bak, nasıl da dövdü kadını!” diyerek konuyu ballandıra ballandıra anlatabilme derdindeydiler. Görüntüleri seyredenlerden birinin çıkıp da; “Bunlar yaşanırken sen ne yapıyordun?” deyip demeyeceğini hesaplayamıyorlardı. Hatta olayın dövme boyutunu aşabileceğini de tahmin edemiyorlardı. Melisa yere yığıldı. Ahmet, elini cebine attı. Bir metal pırıltısı etrafta görüntüleri çeken insanların kameralarına yansıdı. Adam, cebinden çıkardığı yeni bilenmiş bıçağını defalarca Melisa’ya sapladı. Ne AVM’de çalışan güvenlik görevlileri yetişti genç kadının imdadına, ne de çevredekiler Ahmet’i durdurmak için bir şeyler yapmıştı.
Haberlerde olay, “Bir kadın daha erkek şiddetine maruz kaldı, hayatını kaybetti” diye verildi. Ardından Melisa’nın günlüğünden Ahmet’le ilgili yazdıklarını okudular. Çevredekilerin, telefonları ile çektikleri, yerde kanlar içerisinde kalarak hayatını kaybeden Melisa’nın görüntüleri ekranlara yansıdı. Katilin hiçbir şey olmamış gibi AVM’den çıkıp gidişi de…

Bir kadın cinayeti daha, sıradan bir haber olarak yer aldı medyada… Ateşin düştüğü yeri yaktığı bugünün dünyasında ne yazık ki hiç kimse, içimizdeki vurdumduymaz tavrın oluşmasına şehirleşme ve teknolojinin neden olduğunu akıl bile edemedi. Elimizin altında olan, hayatımızı çoğu zaman kolaylaştıran teknolojinin, gazete ve TV’ler için görüntü almak, sosyal medyada çok tıklanan bir video yayınlamak için kullanılmasından kimse rahatsızlık duymadı. Onlar, Ahmet’in Melisa’yı tokatlamaya başladığı anda olaya müdahale edebilecekler, bir kadını ölümden kurtarabileceklerken telefonlarıyla anı kaydetmeyi tercih ettiler.

Teknolojiyi insanlık adına kullanmak yerine egolarımızı tatmin etmek, insanlara kendimizi beğendirmek için kullandıkça, insandan çok; onursuz, merhametsiz, vurdumduymaz yaratıklara dönüştük. Kadının da insan olduğunu, birey olduğunu anlayamayan erkek egemen bir dünyada yaşıyor oluşumuzu, dünya nüfusunun kaçta kaçı düşünüyor, acaba? Bu acılardan kurtulmak, tüm toplumu duyarlı bir hale getirmek için, daha çok mücadele vermemiz gerektiğini düşünen insan sayısı ne kadar? “Teknolojinin esaretinden kurtulup asıl hayatımıza, özümüze dönmeliyiz” diyen, “Teknolojiyi gerektiği zamanlarda kullanabilmeli, hayatımızın tüm noktalarında bizi etkilemesine izin vermemeliyiz” diyen insanlar da var mı?

Uluslararası bir GSM operatörünün ihtişamlı mağazasında çalışan Melisa, sattıkları telefonlarla kendi ölümünün videosunun kaydedilip ajanslara satılacağını göremeden hayata elveda deyip, göçtü gitti.

* Paranoid kişilik bozukluğu: Ortada tam ve geçerli bir kanıt bulunmaksızın, herhangi bir gerçekçi temel bulunmaksızın, kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, kendisine zarar verildiğinden veya zarar verilmek istediğinden aşırı derece kuşkulanması olarak tanımlanabilir. Çevresindekilerin samimiyetinden, bağlılığından ve güvenilirliğinden emin değildir. Sıradan olay ve durumlardan kendisine karşı bir aşağılanma, küçük düşürülme veya gözdağı verilmesi gibi anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Görmezden gelinmeyi bağışlamaz. Yeterli ve gerçek bir kanıt olmaksızın eşinin/partnerinin sadakatinden sürekli şüpheler duyar. Karşısındakinin sözlerinden kendince anlamlar çıkararak hiçbir sebep yokken öfkeyle saldırıya geçebilir. Bu kişiler patolojik olarak kıskançtırlar. Güvensiz, şüpheci, tedirgin ve gergindirler. Genellikle soğuk ve ciddidirler.

Bir Cevap Yazın