Dalgaların Sessizliği

şarköyde bir gece

Kuru yük gemisinin masmavi denizin açıklarında, rüzgarın da etkisiyle bir sağa bir sola savrulduğu, bulutların gökyüzünün kızıllaşmış derinliklerinde kaybolduğu bir günde. Dağların denize paralel uzandığı, yıldızların da yanımızdaymışçasına yaklaştığı bir akşamda. Çakıl taşlarına oturarak ateş yaktığımız bir gece, Şarköy’de. 
Aniden bastıran yağmur ve etkili lodosun insanları kaçıştırmasıyla yalnız kalmıştım. Dalgaların dahi yalnızlıktan karaya vurduğu bir yerde, benim içerisinde bulunduğum durumda yaşadığım yalnız kalmak değil de, yalnız kalmayı istemekti. Zira: herkesin evine koşuşturduğu anda yudumlamaya devam ettiğim Şarköy’ün bağbozumunu ve gözlerimin önüne gelen tüm anıları bırakıp koşuşturmacaya dahil olmam hiçte saygılı olmazdı bu şahane geceye. 

Her gökyüzüne baktığımda onun gözlerini önüme seren bu gecede müşkülpesent huylarımı bir kenara bırakarak yaşamı tüm güzelliğiyle sırtlamam gerektiğini düşünüyordum, ta ki yaşlı bir adamın yanıma gelerek “sigaran var mı evlat?” sorusunu sorana kadar.  Cebimde ıslanmış paketimden bir dal sigara uzattım, üstüne çakmak istedi. Yalnız kalmayı istediğim bir zamanda tüm düşüncelerimi bölerek hiç çekinmeden yanıma oturan bu kişiye epeyce sinirlenmiştim ama insanları terslemeyi sevmediğimden sus pus olmuş çakmağı istemeyerekte olsa yaşlı adama uzatmıştım. Yaşlı adamın hiç susmayacak gibi görünen bir mizacı vardı. Art arda anlattığı hikayeleri idrak etmeye çalışarak zaten yoğun düşüncelere dalmış olan beynimi daha çok meşgul ediyor ve sinirlerime hakim olmaya çalışıyordum.

Ardından :- “İnsanlar gönül meselelerinde kuşlar kadar özgür olmayı ister, oysaki beraber olduğumuz kişi ve yaşamımızda yanımızda olan diğer insanlar ile mutlu olmayı becerebilmek, tüm sıkıntılarımıza son verebilmek adına bir kurtuluş olacaktır.“ cümlesini duyana dek. Bu cümleden sonra yanımda aynı sorunlardan muzdarip olan biri olduğu anladım. Sonrasında sigara için teşekkür ederek ayağa kalktı. Sağa sola yalpalar şekilde içmiş olduğu alkolün de etkisiyle yavaş adımlar ile uzaklaşmaya başladı. Sanki içerisinde bulunduğum durumu bana özetlemiş, çok fazla düşünmemin bir sonuca varmayacağını, içimden geldiği gibi davranmam gerektiğini bana anlatıp gitmişti. Ne yapmak istediğini tam olarak anladıktan sonra, arkasından yüksek ses ile “-teşekkürler koca adam!” diye bağırdım. Durdu, arkasını dönerek: “-
Hissettiğin gibi yaşa evlat…” diyerek cevap verdi ve yoluna devam etti. Kendi kendime “eyvallah, eyvallah” demekten başka bir cevap verememiştim o an.

Uzun zamandır kendime olan zıtlığım ibret alınacak bu sözler ile devam eder gibiydi. Hiçbir şeyden memnun kalmayan, bir işi de layıkıyla yapamayan, kimseyle anlaşamayan biri olarak görüyordum kendimi. Hayatıma sıfırdan devam etmem gerektiğini düşünüyor ama cesaret edemiyordum. Zaten biraz cesaretim olsaydı eğer bunlar başıma gelmeyecekti. Ufak tefek birkaç konuda başarılı olmam kendime olan güvenimi arttırmıştı ama becerilerimi geliştirmeme, konu hakimiyetlerini kazanmamı sağlamamıştı. Bazen buralardan gitmeyi, bazen de dur bakalım, kötü başladığım oyunu, biraz da şans yardımı ile kazanabilirim düşüncesine kapıldım. Buralardan gitmem muhtemelen hayatımın sıfırdan başlamasına değil de bitmesine sebep olacaktı. Ama ne olursa olsun kumar oynayarak kazandığım bu güzellikleri yine kumar oynayarak ortaya koymam gerekliydi. 

Gözleri gözlerime değdiğinde hayat bulan tüm güzelliklerden vazgeçmek değildi bu. Asla da olmayacaktı. Ölümden kaçarak uzaklaşan elleri küçüçük Suriyeli çocuğu düşünün, yoğun bombardıman sırasında çatı altlarına sığınan insanları… Şimdi de tüm bu ölüm çığlıklarının içerisinde, bir sevda uğruna Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasında bile savrulan beni düşünün. Kendi beceriksizliğinden sevdiği kadının gitmesine bile karşı koyamayan, karşısına çıkmaya cesaret edemeyen beni. Uzaktan bakıldığında çok da güçlü duruyorum oysaki. Aslında öyle değildi, yaşamı kendi içimde sınırlamaya alışmış, sosyal olmaktan uzaklaşmış, melankoli duyguları içerisinde kaybolmuştum. Tüm bunları düşünürken artık yağan yağmur da etkisini dindirmiş, sokaklar yavaş yavaş insanlar ile dolarken, bir yanım bana artık evime gitmem gerektiğinin vurgusunu yaptı.  Biraz sonra tüm duygularım değişirken ve olumlu düşünceler ile başlattığım düşünce serüvenimi başarıyla sonuçlandırırken buldum kendimi.

-“ Bu gece dertlerimizi denize döküyoruz. Gecenin sessizliğinde kayalıklara vuran dalgalar tüm dertlerimizi alıp götürüyor. Tüm dertlerimiz yerini, dalganın o müthiş karaya vuruşuna bırakıyor. Bu gece dertlerimizden arınma gecemiz dostlar! Bu gece artık kendimizi düşünmemiz gerektiğinin gerçekliğini, taa kan dolaşımımıza kadar hissedebildiğimizi itiraf edebileceğimizin gecesidir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: