Aşk İki Kişiliktir

Mehmet ile Aslı Mersin’in Silifke ilçesinde 2000’li yıllarda yaşayan iki “aşıktı.” Mehmet ve ailesi Silifke’nin Ovacık köyünden ilçeye geldiler. Aslı ve ailesi ise, Aslı’nın öğretmen olan babasının tayini üzerine Silifke’ye yerleştiler. Lise son sınıfı burada bitiren Aslı, üniversite sınavlarında Çukurova Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’ni kazandığını öğrenerek Mehmet’e haber verdi. Mehmet bu haberi aldığında çok mutlu oldu. Ancak, bu ilk mutluluk anında ilişkilerinin durumunu düşünmeye fırsat bile bulamadı. Mehmet ilkokul 5. sınıfa kadar okuyabilmişti. O dönemde babasının hakka yürümesinin ardından annesine ve kardeşlerine bakmak zorunda kalmıştı.

Mehmet ve Aslı birbirlerini çok sevdiklerini her fırsatta birbirlerine söylüyorlardı. Ancak ailelerine bir türlü cesaret edip söyleyebilmiş değillerdi. Aslı’nın öğrenimi ve sosyal hayatı Mehmet’i hep düşündürüyordu. Mehmet, Aslı’nın hukuk fakültesini kazanmasının ardından yaşadığı ilk mutluluk ve sevinç anı geçtikten sonra aralarındaki bu eğitim farkından doğabilecek sorunları daha da fazla düşünmeye başladı.

Aslı, üniversiteler açıldıktan sonra Adana’ya gidince, Silifke’de çok fazla kalamıyordu. İlçede olduğu zamanlarda da sosyal çevresindeki arkadaşları ile birlikte oluyor, bu durum Mehmet’i çok rahatsız ediyordu. Artık aralarında süreklilik kazanan bir tartışma ve kavga hali söz konusuydu. Mehmet seviyordu, ancak sevgisinin tüm engelleri aşmaya yetmeyebileceğini düşünüyordu. Aslı’yı görmek, gözlerine bakabilmek, ellerini tutabilmek için tüm varını yoğunu ortaya koyan Mehmet, bu azmi Aslı’da göremeyince kara kara düşünmeye başladı. Durumu birçok kez Aslı’ya söylemeye çalıştıysa da bir türlü başarılı olamadı. Çünkü Aslı, durumun ciddiyetini hala kavramış görünmüyordu. Onun için aralarındaki tartışmalara neden olan bu yeni durum sevgileri açısından sakınca teşkil etmiyordu. Aslı’nın bu rahat tavırları Mehmet’in psikolojisini de olumsuz anlamda etkilemeye başladı. Yaptığı hiçbir işten, annesi ve kardeşleriyle geçirdiği zamandan, sayıları az da olsa arkadaşlarıyla sohbetten zevk almamaya başlayan Mehmet, kimseyle konuşamıyor, geceleri uyuyamıyor ve yediği yemeklerden tat alamıyordu. Mehmet’in bu hallerini çok fazla umursamayan Aslı, “Çok fazla abartmıyor musun? “ diyerek sevdiğinin daha da çok kahrolmasına neden olduğunu fark etmiyordu bile. Mehmet ilişkilerinde ortaya çıkan sorunları Aslı ile görüşerek çözmek istiyordu. Sevdiği kızın yaşadıkları problemleri hissedebilmesi için yaşadığı rahatsızlıkları ona anlatıyordu. Aslı’nın da bu ilişkide kendisiyle aynı hassasiyeti göstermesini ondan bekliyor, hatta bu sorunun çözümünde onun da bir şeyler yapmasını bekliyordu.

Oysa Aslı, Mehmet ile bir problem yaşamadığını düşündüğünden rahattı. Çünkü o, her insanın sevgilisi de olsa diğer arkadaşlarıyla gezebileceğine, sosyal hayatını renklendirebileceğine inanıyordu. Elbette, kendi sosyal çevresi ile olan ilişkilerinden sonra eğer zaman kalırsa sevgilisi ile de görüşebilirdi. Aslı, Mehmet’e yaşadıkları bir tartışmanın ardından düşüncelerini dolaylı bir şekilde anlattı. Mehmet, yaşadığı kısa bir şokun ardından sevdiğinin ne demek istediğini anladı… İçinden “Galiba artık iplerin kopmasını engelleyemeyeceğim” diye düşündü; “Her şey olacağına varır!” Böyle düşünmesi, kendini uçurumun başında görmesini, hatta bu uçurumdan aşağı sarktığını hissetmesini engelleyemiyor ve tersine kendisini o uçurumdan sarkıtanın Aslı olduğuna inanıyordu. Sevdiceğinin son açıklamasının kendisini uçurumdan geri çekmeye yönelik bir hamle olduğunu ama bu hamlesinin aslında, düştüğünde ruhunu paramparça edecek uçurumun çevresinden uzaklaştırmaya yetmediğini fark etti. Dahası, Aslı’nın bilerek kendisini uçurumdan uzaklaştırmak istemediğini düşündü!

Bu tartışmalı günün ertesinde bir fırsatını bulup Aslı’nın yanına, Adana’ya gitti. Kuytu bir köşede konuşmaya başladılar. Mehmet, bu ilişkinin ikisine de sadece zarar verdiğini, kendisini ise çok yıprattığını ve ileride daha büyük sorunlar yaşamamak için bitmesi gerektiğini söyledi, sesi titreyerek. Aslı, Mehmet’in elini tutmaya çalıştı, Mehmet kararlı olduğu için ellerini vermedi Aslı’ya. Mehmet, Aslı’nın gözlerine esir düşmemek için bakışlarını ondan kaçırıyordu. Aslı ise alaycı bir tavırla yaşadıkları bu kaosta ne hata yapmış olduğunu ısrarla soruyordu. Mehmet kendi sıkıntılarının ötesinde ailesinin ve çevresinin bu ilişkiye nasıl bakacağını da dikkate alarak aklından geçenleri Aslı’ya anlatmaya çalıştı:
“Sen üniversite okuyorsun. Birçok hayalin var, parlak bir gelecek seni bekliyor. Ben ise fakir bir ailenin çocuğuyum. Babam yok, annem çok hasta. Kardeşlerimin sorumluğu bende. Sana, senin hedeflerine benim katkı yapmam imkânsız. İleriyi düşünmek zorundayız!”

Aslı da sürekli yaşanılan kavgaları düşünerek “Tamam” dedi. Son bir kez birbirlerinin gözlerine bakarak sessizce sarılıp ayrıldılar. Onlar artık birbirleri için sevgi sözcükleri kuramayacak, birbirlerine dokunamayacak, konuşamayacaklardı. Mehmet bu aşkın esiri olmuştu! Daha önce yapmadığı şeyleri yapmaya başladı. Sigara kullanmaya alkol almaya başladı. Eve her gün geç saatlerde gidiyordu. Hasta olan annesi, Mehmet’in durumuna çok üzülüyordu. Nitekim bu üzüntüyü kaldıramadı ve yaşaması moralinin yüksek olmasına bağlı olan hastalığı nedeniyle hakka yürüdü. Annesini de kaybeden Mehmet, kardeşleriyle bir başına kaldı. Artık onu daha zor, daha yorucu günler bekliyordu.

Aslı ve ailesi babasının tayini üzerine Silifke’den ayrıldılar. Babası Aslı’ya Adana’da bir ev, bir de araba aldı. Hayallerinin yavaş yavaş gerçekleşmeye başladığını düşündü Aslı. Mehmet ile o günden sonra hiç konuşmadılar. Ayrılıktan sonra Aslı iyiydi! Kafasına takmıyordu bu ayrılığı! Onun için hayat, bir kişi için bu kadar çok üzülmeye değmeyecek kadar güzeldi.

Mehmet yaşadığı bu travmayı, kendine yakın gördüğü kişilere anlatarak atlatmaya çalışıyordu. Bir süre sonra Alican’la bir meyhanede tanıştı. OI da sevgilisinden yeni ayrılmıştı. Sürekli olarak müdavimi oldukları meyhanede buluşuyor, aşk türküleri okuyup, sokaklarda naralar atıyorlardı. Alican, Mehmet’e çok iyi gelmişti. Mehmet yaşadığı bunalımdan kurtuluyordu. Hayattaki tek varlıkları olan kardeşleriyle ilgilenmek zorunda olduğunu ve onlara annelik babalık yapması gerektiğini anlamaya başladı. Alican, Mehmet’in dönüm noktası oldu. Alican’a sürekli olarak gerçeklerin farkına varmasını ve ayağa kalkmasını sağladığı için teşekkür ediyordu. Mehmet, Alican’ın vasıtasıyla bir fabrikada düzenli bir işe girdi. Kardeşlerine ihtimamla sarıldı. Akrabalarının araya girmesi sonucunda Fatma ile evlendi. Yaşadığı büyük aşktan sonra bir kadını, hele görücü usulüyle tanıştırıldığı bir insanı sevebileceğini hiç düşünmüyordu.

Ama hayatın değişkenliğini, sevginin büyük kalbi olanlar için bir kerelik olmadığını Fatma ile yaşarken gördü. Silifke’den ayrılıp İstanbul’a yerleşen arkadaşı Alican’a Fatma ve yeni doğmuş kızlarıyla çektirdikleri bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafın arkasında; “Yaşamak güzel şey be kardeşim… Biz çok mutluyuz! Bu mutluluğu yaşamamıza neden olan sevgili dostumuza, üçümüz birden binlerce kez teşekkür ederiz” yazıyordu!

Bir Cevap Yazın